top of page

Mars Aşkına🚀

Oğlum Can’ın en büyük tutkusu uzay, tabii ben de mecburen bir Mars tutkunu oldum sayesinde😊 Günde ort 1-2 saat Mars okuyorduk veya anlatıyordu bir dönem Can ile neyse ki zamanla azaldı ancak hala devam ediyor. Ana sınıfında projeleriyle başlayan bir uzay maceramız var; gezegenler, güneş, eskiden gezegen olan ama artık gezegen değil cüce gezegen olan Plüton, gök taşları, uydular, yanardağlar, uzaya gözlem yapması için gönderilen araçlar (Curiosity; Can Ubi ve Tubi olarak biliyor)…. Can’ı uzayla okulu tanıştırdı; biz de ilgisi üzerine uzayla ilgili dergi ve kitaplar alarak teşvik ettik araştırmasını, anlattığı her şeyi tüm dikkatimizi vererek dinledik ve bir anda tutkusu uzay oldu…Ve en sevdiği gezegen Mars, kızıl gezegen… Hayali bir gün Mars’a olmasa bile uzaya gidip, daha önce keşfedilmemiş gezegenleri keşfetmek…En çok da yeşil gezegenleri…

En son ailecek, ay tutulmasını izledik ve fotoğraflarını çektik; şansımıza hava açıktı ve gerçekten büyüleyiciydi. Can için epey konuşulacak çok önemli bir konu oldu, hatta dedesine canlı bağlandı ay tutulmasını göstermek için😊 Şimdiye kadar hiçbir tutulma dikkatimi ve ilgimi çekmemişti ama artık bende de epey merak uyandı, acaba uzayda hayat var mı diye merak etmiyor değilim…

Can’ın uzay tutkusu ve Mars aşkı bana çok şey öğretti her zaman ki gibi… Hakan Mengüç’ün “Hiçbir Karşılaşma Tesadüf Değildir” kitabında, zor zamanlarında veya kafası karıştığında danıştığı bir üstadı var, anladım ki benim üstadım da oğlum, ne ilginç değil mi? Sadece 6 yaşında ve bana sürekli öğretiyor ve bambaşka bir bakış açısı kazandırıyor; bazen de yaptığım bir hatayı tekrarlayarak tokat gibi cevap veriyor aslında.

Bir şeyi tutkuyla sevmek, bir işi tutkuyla yapmak aslında ne kadar kıymetli ve nasıl bir haz veriyor insana… Üstelik karşılık da beklemiyorsun veya birisi seni zorlamıyor. Tamamen iç güdüsel ama teşvik de edilebilen bir süreç ve duygu bütünü… Can’ın böylesine içten, araştırması, okuması, paylaşması birçok insana ders olabilecek kadar kıymetli benim için… Öğrendiği her yeni bilgide duyduğu heyecan, daha fazla merak edip, daha fazla heyecanlanması tam da yaşamın kendisi aslında… En büyük temennim hayatta hep onu geliştirecek ve mutlu edecek tutkularının olması; seveceği bir iş, tutkuyla yapacağı bir spor, tutkulu arkadaşlık ilişkileri…

Can’ın uzay tutkusu, benim de tutkularımı sorgulamama neden oldu, üstadım yine bana, beni sorgulattı😊 Hayatımda birçok konuda tutku oldu, hatta bazen fazla olmuş bile olabilir, herşeyin çoğu zarar burada da geçerli elbette. 11-12 yaşlarında İngilizce ile Bilecik Anadolu Lisesi’nde tanıştığımda, İngilizce’nin hayatımda bu kadar önemli bir yere sahip olacağını hiç tahmin edemezdim. Berin Fidan hocama yeniden kocaman teşekkürlerimi gönderirim. İngilizce’yi bu kadar iyi öğrenmek, hayatımda hep fayda sağladı, konuşabilmek ise hep çok mutlu etti.. Annemin evinde 1993 yılına ait mektup arkadaşlarımla yazışmalarımı bulmak ise gülümsetti… O zamanlar çok modaydı mektup arkadaşı (pen friend) Her kelimeyi en az 20 kere yazar ve mutlaka kasetten dersi dinlerdik, hepsini de keyifle yapardım, hiç zulüm olmadı… Sonra Fen Lisesi hayatında matematik sevdam derinleşti ve bu sevda, ilerde çalıştığım şirketlerde “analitik bakış açımın” oldukça iyi olmasına ve son şirketimde yeni bir database (verilerin toplandığı ve raporlandığı bir platform) kurmama imkan sağladı. Hem İngilizce hem matematik hem gönülden sevdiğim hem de farklı şekillerde emek vererek geliştirdiğim için, giderek daha da büyüdü, evrimleşti ve tutkusu hiç azalmadı ama yağlı boya resim sevdam, hızlı başlayıp gerekli konsantrasyon ve zaman ayırmadığım için mazide kaldı. Kim bilir belki Can da resim sever. Bilecik Anadolu Lisesi’deki Hasan Çağlayan hocama da kocaman teşekkürlerimi sunarım; resmi orta okul öğrencisine ancak bu kadar sevdirerek anlatabilir insan, aynı resmin 8-9 farklı şekilde boyama tekniği ile boyanmasını sağlamak, ebru sanatı, artık malzemelerden heykeller… Hepsi dün gibi hafızamda…

Hayatımın geç fark ettiğim ama temelleri çok eskiye dayanan tutkusu ise yazmak. Okumak hep yeni macera oldu benim için, yeni hayatlar, yeni hikayeler ve çok önemli bir tutku… Romanlar Can’ın doğumundan sonra çocuk gelişim kitaplarına bıraktı bir süre yerini ama neyse ki yeniden kaldığım yerden, Covid-19’un da vesile olmasıyla (Hayat 40'ında Başlar ve Covid-19 Bin Nasihatten İyidir) yazıma da göz atabilirsiniz), okuma tutkum üstelik de tam gaz devam ediyor. Bu sefer üstüne bir de düşüncelerimi paylaşma ihtiyacından ve isteğinden kendiliğinden doğan “yazmak” eklendi ve annemin evindeki masa bana bir çok yazıyı yazmamda ilham oldu ve olmaya devam ediyor; umarım İstanbul’da da devam eder. Ortaokul Türkçe öğretmenim Ali Erdal hocama da bu tutkumdaki emeği ve açtığı ışık için teşekkür ederim.

Bir sonraki hayalim, eğitmenlik tutkumu da online bir eğitimle başlatmak ve sonrasında alevlendirmek; 15 yıllık iş tecrübemde, belki de 100den fazla eğitimi tamamen gönüllü olarak ve çok da keyifle verdim; yeni dünyaya uyum sağlayarak, online eğitimi anlamaya çalışıyorum çok sevdiğim dostum, tecrübesine ve zekasına hayran olduğum ve her anlamda mentorum Ansı ile.

Fark ettim ki tutku hayatımda hep vardı ve umarım hep de olur.

Tutkuyu ve hayatı en güzel Ataol Behramoğlu anlatmış şiirinde, hepimizin tutkusunu bulması ve ona sımsıkı sarılması dileğiyle 🙏🏼


Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir şey Var

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:

Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi

Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten

Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği


İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne

Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa

Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır

Kopmaz kökler salmaktır oraya


Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını

Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin

Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara

Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin


İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine

Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına


İnsan balıklama dalmalı içine hayatın

Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına


Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar

Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın

Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu

Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın


Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle

Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı

Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına

Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı


Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:

Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara,göğe,bütün evrene karışırcasına

Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır

Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insane

Ataol Behramoğlu




3 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

コメント


bottom of page