top of page

İçimizdeki Gücün Farkında mıyız?



Ben birkaç yıl öncesine kadar farkında değildim içimdeki gücün. Bir anne, bir beyaz yaka çalışan, bir evlat, bir kardeş, bir eş olarak, belirli sorumluluklarımı yerime getiriyor, hayatımı yaşıyordum. Genel olarak da mutluydum, yoğun bir tempom vardı, oğlumla güzel bir ilişkim, güçlü aile bağlarım vardı. Sadece duygusal olarak zorlanıyordum zorluklarla karşılaştığımda, sanki pes etmek daha kolaydı. Hayata dair ne yapmak istediğimle ilgili farkındalığım yoktu. Çünkü, bana toplumun yüklediği bazı kavramları öylece kabullenmiştim, başarılı olmalıydım, iyi bir anne olmalıydım. Peki iç sesim ne diyordu, Nilgün ne istiyordu?


Pandemi herkeste olduğu gibi, bende de bir değişim, dönüşümü tetikledi ve aslında gerisi çorap söküğü gibi geldi. İçimdeki öğrenme ve paylaşma aşkı, önce Linkedin’de yazılara dönüştü, her kelimesi beni anlatan, duygularımı, tecrübelerimi… Yazdıkça daha çok yazdım ve aslında pandemi sürecinde bana iyi geleni buldum ve onda odaklandım.

Ardından hayatıma kundalini yoga girdi, zihin, beden ve ruhun dengede olmasının insandaki müthiş etkisini keşfetme şansı buldum; denge bozulduğunda fark edip, denge için neler yapabileceğimi öğrendim. Hayatıma “derin nefesler” ve renkler girdi. Yoğun olarak koyu renkli giyinen ben, renklerin enerjisi ve çakra enerjisini keşfettim. Mavi anlamına gelen ismimin, aslında iletişim ve sezgilerle ilişkisini anladığımda, aslında bir “aha” anıydı. Ego ve zihnimizi az da olsa susturabildiğimizde, kalbimizin sesinin dinlemenin insanda yarattığı dinginlik ve iyi olma haline bizzat şahit oldum. Tüm öğrendiklerimi de paylaşarak aslında hem daha çok öğrendim, hem de öğrendiklerimi içselleştirdim.


Altın vuruş ise “koçluk eğitimi” ile oldu. Anda kalmanın gücünü, derin dinlemenin etkisini ve doğru soruyu sormanın insandan yarattığı farkındalığı aldığım ve verdiğim koçluk seanslarında ne mutlu ki deneyimlemeye ve keşfetmeye devam ediyorum. Mevlana’nın Sen yola çık, yol sana görünür.” gibi kendimle ilgili harika bir yolculuğu çıktım ve yolculuğum keyifle devam ediyor. Yine Mevlana’nın “Dün akıllıydım, dünyayı değiştirmek istedim. Bugün bilgeyim, kendimi değiştiriyorum" sözü, aslında devam eden yolculuğumdaki pusulam. En güçlü değerlerimden olan “öğrenme aşkının” beni yolda tutan ana motivasyon olduğunu fark ettim mesela. Ya da beni üzen bir konunun benim “adalet ve dürüstlük” değerime dokunduğu için bu kadar etkilendiğimi fark ettim. Fark ettim, düşündüm ve aslında tepkilerim de dönüşmeye başladı.

Duyguların gücünün ise artık daha farkındayım. Duygularımızı fark edip, arkasındaki dürtüyü anlamaya çalışmak, tepkilerimizi kontrol etmemize imkan veriyor. Daha da önemlisi, öz şefkat; gerektiğinde kendimizi sonsuz sevgiyle sarmalamak, arada “aferin” demek, çocuğumuza gösterdiğimiz hata yapma toleransını kendimize göstermek ise müthiş.

 

Duygularının ve kendinin farkında olan insan, duygusal olarak da dayanıklı oluyor. Yani, zorlu olaylarla karşılaştığında, diğerlerine göre, yaşama sevincini koruyup, sağlıklı olarak hayatlarını sürdürmeye devam edebiliyor, geri çekilip pes etmek yerine, yola kaldıkları yerden devam ediyorlar. Son 2 yıldaki serüvenimde edindiğim tecrübeler, öğrendiklerim, dokunduğum insanlar da, duygusal dayanıklılık anlamında beni geliştirdi ve dönüştürdü, ne mutlu. Bu değişim de “içimdeki gücü fark etmemi” sağladı. İnsanın içindeki gücü fark etmesi ise, hayal edemediği kapıları açıyor, hayallerine bir tık daha yakın hissediyor insan, artık gökyüzündeki bulutlar kadar uzak değil hayalleri. İnsanın aklındaki kavramların tanımları bile değişiyor. Sevgili Acar Baltaş’ın sözü “başarı gururdur ama başarısızlık da geliştirir” daha anlamlı geliyor kulağıma. Denemeye ve öğrenmeye devam etmek için ayrı bir motivasyon oluyor. “Keşkeler” yerine “iyi kiler” çoğalıyor hayatta ve hayat yolculuğundaki her durak aslında bize öğretmeye, iyi duygular kadar olumsuz duygular da hissettirmeye devam ediyor, ancak, biliyoruz ki “hepsi geçici”.


6 Şubat’ta ülkemizde yaşadığımız büyük deprem hepimizi en derinden yaraladı; bir çok vatandaşımız canını, ailesini, yakınlarını, evlerini, hayallerini, her şeyini kaybetti.. Kimsenin hayal bile edemediği bir acı ile karşı karşıyayız maalesef. Tüm ülke, tüm kurumlar, bireyler olarak tek isteğimiz hayatın orada yeniden yeşermesi. Hepimiz elimizden geleni yapmaya gayret ediyoruz, devam da edeceğiz. Türkiye Sigorta ailesi olarak da bizler de maddi, manevi tüm desteklerimizi yapmaya tüm güzümüzle devam edeceğiz. İşte bu süreçte, bizi ayakta tutan da yine duygusal dayanıklılığımız.  O dönemde o kadar acı çektik ki en derinden, benim için düz yazı yetersiz kaldı mesela, duygularım mısralara sığmadı:

Yazdım olmadı

Sildim olmadı

Nefes aldım olmadı

Ne yapsam olmadı, olmayacak.

Hayat devam edecek,

Yine güneş doğacak elbet

Ama bir süre olmayacak.

Sabır, vicdan ve insan sevgisi pusulamız olsun🙏🏻

İnsan olmaya, elimizden geleni yapmaya devam,

Ancak böyle olacak yeniden,Beraber olduracağız🦋

Acı duyabiliyorsan, canlısın. Başkalarının acısını duyabiliyorsan, insansın.” Tolstoy

 

Aradan biraz zaman geçip, kabullenip, nasıl destek olabilirizi derin düşündüğümde ise, aşağıdakiler döküldü mısralara:

Hepimiz içi yepyeni bir hikaye yazılıyor.

Hiç kimse aynı değil

Yaralı ama daha farkında hayatın öneminin

Üzgün ama yeniden gülecek

Şaşkın ama yeniden sakinleşecek

Birlikten yeniden doğmanın hikayesi

Tıpkı sabah güneşi gibi☀️

Yeniden doğacağız🙏🏻


Tüm bu acıları düşünürken, Epiktetos’un yazısı aslında çok büyük anlam taşıyor: “Sen seçtiğin anda doğmadın. Dünyanın sana ihtiyacı olduğu zamanda doğdun. İnsan yerküreye, varoluşa, dünyanın devrine hizmet eder. Önemli olan burada olduğun zamanda, üzerine düşüne yapmaktır.


Biz de üzerimize düşeni yapacağız, ülkemiz ve dünyamız iyileşsin, güzelleşsin diye. Bazen maddi bir yardım, bazen bir komşumuzla moral sohbeti yapmak, bazen bir çocuğa mektup yazmak… Cesaretle, tutkuyla, var gücümüzle insan olmaya devam edeceğiz. Sevgili Sinan Canan hocadan öğrendiğim “Cesaretin “C”si düşerse, esaret olur” hep kulaklarımda. Yani cesaret şart…


Hayat, sürprizlerle devam edecek; hayatı sihirli kılan da bu sürprizler aslında.

Sevgili Sinan Canan ve Acar Baltaş’ın bir söyleşine şahit oldum; “hayat sofrasından karnın tok kalkmak”, yaptıklarınla, paylaştıklarınla, dokunduklarınla manevi tatmin sağlamak, ne müthiş değil mi? Hepimizin hayat sofrasından tok kalkması dileğimle…

15 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Commentaires


bottom of page